Her ne kadar yazı çok sevsem de, sonbahar benim için her zaman ayrı bir heyecandır. Çünkü her ne kadar yılın sonu gibi görünse de, sonbahar aslında birçok şeyin başlangıcıdır.
Yapraklar sararır ve dökülür, kahveler sıcak içilmeye başlanır, mumlar yakılır, kışlıklar dolaplardan çıkarılır ve balkabaklı tarifler sofraları süsler. Bir yandan çocuklar okula başlar, iş temposu artar ve tatiller sona erer. Havaların soğumasıyla birlikte kimileri için sonbahar biraz hüzünlüdür, kimileri içinse en romantik mevsim.
Peki nasıl oluyor da özellikle sosyal medyada “autumn aesthetic” konsepti diğer mevsimlere göre çok daha yoğun karşımıza çıkıyor? Bu yazımda bu konudan bahsetmek istedim. Çünkü ben de sonbahar gelir gelmez pumpkin spice latte’sini kapıp eve balkabağı dekorları yerleştiren, kızıl yapraklı ağaçları fotoğraflayan, kısacası sonbaharı romantize etmeye bayılanlardan biriyim!
Çoğu insan sonbaharı romantize etmeyi gereksiz buluyor ve eleştiriyor. Ben de özellikle sosyal medyada trend olan davranış ve tutumlara eleştirel bakmayı seviyorum aslında. Ama önce gelin psikolojik açıdan sonbaharı romantize etmenin olumlu yönlerini biraz konuşalım.
Not: Burada okuyacaklarınız, hem kendi deneyimlerimden beslenen hem de araştırmalar ve okumalarla harmanladığım bilgilerden oluşacak.
An’da mıyız?
Sonbaharı romantize etmek aslında gündelik hayattaki küçük ve sıradan şeylere özel bir anlam yüklemek demek. Yaprakların rengini fark etmek, elindeki sıcak kahvenin kokusunu hissetmek, evde bir mum yaktığında yarattığı atmosferi takdir etmek… Bunların hepsi aslında özünde mindfulness pratikleri. Yani, sonbaharı romantize etmek anda kalmayı ve farklı duyular aracılığıyla hayatı deneyimlemeyi destekler.
Normalde hayatın akışında ve sıradan olan şeyler (bir içecek, bir yürüyüş, balkabağı dekoru) romantize edildiğinde beynin onları daha değerli, daha tatmin edici olarak algılar. Daha önce labubu yazımda beynimizin ödül atfetme mekanizmasının nasıl çalıştığını anlatmıştım. Sıradan anlara değer atfetmek, hayatta küçük şeylerde ve önemsiz görünen anlarda anlam bulma süreçlerimizi tetikler. Bu da depresif duygu durumuna karşı oldukça koruyucu bir faktör olarak karşımıza çıkar. Bu sebeple sonbaharı romantize etmek anda olmayı, şükretmeyi ve küçük şeylerden keyif almayı güçlendirerek psikolojik iyi oluşumuzu olumlu etkileyebilir.
Şükretmek
Şükretme konusuna ayrıca değinmek istiyorum çünkü son zamanlarda kendi iyilik halim için en faydalı bulduğum pratiklerden biri bu oldu. Mutluluk veren küçük şeyleri — doğanın sunduğu nesneleri, değişimleri — fark ettiğimizde ve bunların varlığını takdir etmeye başladığımızda, aslında dikkatimizi olumluya yönlendirmeyi öğreniyoruz. Unutmayın, beynimizin esnek yapısı sayesinde bilişsel işlevlerimiz geliştirilebilir; dikkat de bunun en önemli örneklerinden biri.
Sonbaharda doğanın bize sunduğu birçok şey gerçekten şükretmeye değer. Örneğin ben dikkatimi doğanın renklerindeki değişime, taptaze mevsim sebze ve meyvelerine, evdeki mum ışığının ya da dışarıdaki hafif rüzgârın keyfine yönlendirdiğimde ve bu deneyimler için minnet duyduğumda, ruh halimin de belirgin şekilde olumlu etkilendiğini fark ediyorum.
Taze başlangıç etkisi
Sonbaharı özel kılan ve bizi motive eden yanlarından biri de bize taze bir başlangıç etkisi veren zamansal işaretlerden biri olması, tıpkı doğum günleri ya da yeni yıl gibi.
Bu zamansal işaretler zamanı nasıl gördüğümüzü ve kullandığımızı yapılandırır. Olumsuz deneyimleri geçmişte bırakmamıza ve yeni bakış açılarıyla geleceği planlamamıza olanak sağlar. Araştırmalara göre zamansal işaretler aynı zamanda hedeflerimizin peşinden gitmek için de bize motivasyon verir.
Aynı zamanda eylül ile okulların açılması ve işlerin yoğunlaşması, hayatın rutine oturmasının da bir işaretidir ve beynimiz rutinleri oldukça sever. Dolayısıyla bu taze başlangıç ve daha düzenli ve planlı bir dönem beklentisi de psikolojik iyi oluşu destekler.
Plaj vücudu baskısı
Verywellmind’da yayınlanan bir yazıya göre sonbaharın rahatlatıcı yönlerinden biri de plaj vücudu baskısını ortadan kaldırması olabilir.
Maalesef toplumda yaygın olan bir algı mayo ve bikini giyebilmek için vücudumuzu “ideal” bir şekle sokmamız gerektiği. Yaz gelirken birçok insan bunun baskısını üzerinde hissettiğinden, beden şekline ve kilosuna dair kaygılar deneyimler. Genel kanıya göre sonbaharda ise insanlar vücutları ve görünümleri konusunda daha rahat hissedebilir. Yazlık kıyafetleri bir kenara bırakıp sonbaharın rahat ve kalın giysilerine geçmek, toplumun fiziksel görünümümüz üzerindeki baskısını azaltır. Sonuçta birçok kişiye göre sonbahar; cadılar bayramı şekerlerinin afiyetle tüketilmesinde bir sakınca olmayan, bol ve desenli kazaklar giyilebilen ve en nihayetinde kusursuz, plaja hazır bir vücudu koruma baskısının olmadığı bir mevsime dönüşebilir.
Konu buraya kadar gelmişken bikini giymek için sadece bir vücudunuzun ve bir bikininizin olmasının yeterli olduğunu da hatırlatmış olalım.
Öngörülebilirlik ve nostalji duygusu
Stylist’te yayınlanan bir yazıya göre ise sonbahara aşık olmamızın sebebi bu mevsime ait aktivitelerin bizde uyandırdığı konfor ve nostalji duyguları.
Mevsimlerin onlarla bağdaştırdığımız belirli ritüelleri, aktiviteleri ve objeleri var. Sonbahar için örnekler yaprakların dökülmesi, cadılar bayramı kutlamak, sıcak çaylar tüketmeye başlamak olabilir. Mevsimler her ne kadar değişken olsa da, her sene tekrarlamasıyla da bir o kadar da sabittir ve bize bu ritüeller ve aktiviteler aracılığı ile bir öngörülebilirlik ve kontrol duygusu verir. 100 kişiye gözünüzü kapatın ve sonbaharı hayal edin dediğimizde birçok kişinin zihninde canlanan görüntüler ve nesneler birbirine benzer olacaktır. Bu da yine beynimizi için rahatlatıcıdır. Örneğin sonbaharda havanın soğuyacağını bilirim ve buna göre giyinmeye başlarım. Ya da işlerin yoğunlaştığını bilirim ve buna göre bir kariyer planı yapma imkanım olur.
Bu sabitlik nostalji duygusuna da alan açar çünkü sonbaharı hayal etmek bizi geçtiğimiz senelerdeki sonbahar aktivitelerine dair anılara da götürür. Örneğin geçen yıl çok keyifli bir cadılar bayramı partisine gittiysem bu cadılar bayramının yaklaşmasıyla bu anılarım ve yaşadığım keyifli anlar zihnimde canlanabilir. Bu sonbaharda denediğim tarçınlı ve balkabaklı kek beni annemin her balkabağı mevsiminde yaptığı tatlılarına geri götürebilir.
Tüm bunlar da bize gösteriyor ki sonbaharı romantize etmemiz, sadece estetik bir tercih değil; bize konfor, öngörülebilirlik, nostalji ve duygusal bağlar sunan psikolojik bir ihtiyaçtan doğuyor olabilir.
Madalyonun öteki yüzü: Sonbaharın tüketim çılgınlığı
Sonbahar romantize etmeyi yeterince övdüğüme göre şimdi de biraz kritik bir bakış açısı sunup, yazıyı öyle bitirmeyi yeğlerim.
Sonbaharı romantize etmek çoğu zaman anda kalmaya, şükretmeye ve küçük şeylerden keyif almaya yardımcı olsa da, sosyal medyada gördüğümüz “autumn aesthetic” içerikleri her zaman bu kadar masum olmayabilir.
Benim TikTok’ta veya Instagram’da karşıma çıkan sonbahar öz-bakım rutinleri, uzun alışveriş listeleri ve “olmazsa olmaz” dekor önerileriyle dolu. Nevresimler, kupalar, tabaklar, havlular… Ev dekorasyonuna, giyime ya da cilt bakımına ait her şey sonbahar renkleri ve desenleri ile satışa sunuluyor. Yanlış anlamayın, bunları satın alanları yargılamak değil derdim. Benim evimde de sonbaharda çıkardığım ve beni mutlu eden birkaç ürünüm mevcut. Fakat sosyal medyanın bu basit farkındalığı bile koca bir tüketim yarışına çevirmesine de eleştirel bakmak zorundayız diye düşünüyorum.
Aslında ihtiyacımız olan, bizi rahatlatan şey sonbahara dair yüzlerce obje değil; hissettiğimiz deneyimin kendisi. Hatta tam aksine, sonbaharı romantize etmenin güzelliği zaten mevsimle birlikte gelen sıradan, doğanın getirdiği değişimleri takdir edebilmekte. Yepyeni bir sonbahar nevresimi almaktansa bazen evde zaten var olan bir battaniyenin altına girip sıcak bir çay içmek de bize aynı huzuru verebilir.
Neredeyse her yazımda bu kısım tekrar gibi oldu ama yine altını çizmek istiyorum çünkü günümüz dünyasında çok önemli olduğuna inanıyorum. Mesele bir ürünü satın alma kararından önce kendimize sormak. İhtiyacım var mı? Bana mutluluk verecek mi? İyi hissettirecek, güzel duygular uyandıracak mı? Uzun süreli kullanabileceğim bir ürün mü? Yoksa sadece fotoğrafını çekmek ya da trende dahil olmak için mi bu ürünü istiyorum? Bu sorguyu yaptığımız müddetçe sonbahar estetiğinin çok keyifli ve tatlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sonbahar bize hem yeni bir başlangıç umudu, hem de geçmişe dair huzur veren bir nostalji armağan ediyor.
Kısacası, sonbaharı romantize etmek güzeldir, yeter ki tüketim tuzağına düşmeden doğanın bize sunduğu güzellikleri görebilelim.

